Turgut Özakman Röportaj

Okuma Listeme Ekle
1. Atatürk’e ve Kurtuluş Mücadelesi’ne olan bu ilginiz nasıl başladı? Aileden gelen bir eğitim ile mi yoksa bireysel olarak mı bu duyarlılık oluştu?
Benim kuşağım zaten Atatürk döneminde doğup yaşadı, ben Atatürk’ü görmüş nadir insanlardan biriyim, çok talihli bir insanım. Ailemde bu konuda İstanbul’un işgalini görmüş insanlar olarak “kurtuluşun” ne anlama geldiğini bilen insanlardı. Öğretmenlerimizin bir bölümü Kurtuluş Savaşı’na katılıp dövüşmüş “gazi öğretmenlerdi”. Onun için biz bizden sonraki kuşaklardan daha farklı bir havanın içerisinde yetiştik, tabi bu ilgimiz vardı ama ben böyle anıları toplamak gibi bir çabanın içinde değildim. Bir arkadaşımızın öncülüğüyle Polatlı’dan Dumlupınar’a kadar yürüyüş yapmıştık orda başladı ben de bu anıları toplama merakı. Tabi anılarla kalmadım o dönemle ilgili hemen hemen bütün kitapları topladım, harita topladım, savaş alanlarını gezdim; o zamanlardan kalmış böyle toprağa karışmış nice şarapnel parçası, silah parçası onları bile topladım, fotoğraflar topladım. Sonra topladığım bu bilgiden senaryo olarak yaralandım, kitap olarak yararlandım en sonda bunu bir roman gibi öyküleştirerek anlatırsam gençlerin okuması için kolaylık olur diye düşündüm böylece yazdım ve yazınca da bitirip yayın evine teslim ettim.
2. Atatürk’ün yolundan uzaklaşan gençlerimizi yeniden bu yola çekmek için ne yapılabilir? Kitap bile okumayan gençliğin Söylev’i ve Atatürk’ün eserlerini okuması için neler yapılabilir?
Şimdi bu çocukları bu hale getiren kendileri değildir; bunun sorumlusu kendileri değil çevreleri, öğretmenleri, aileleri, devlet. Bizim eğitimimiz artık milli bir eğitim değil onun için çocuklarımıza bu milletin kuruluşunun destanını okullarımızda iyi anlatmıyoruz; eksik anlatıyoruz, noksan anlatıyoruz, o heyecanı vermiyoruz. Ayrıca 1960’tan sonra bir takım sahte tarihler çıktı bunlar tam tersine milli mücadeleyi olumsuz anlatıyorlar. Yani çocuklara o ruhu vermediğimiz gibi o bilinci de vermediğimiz için başkalarının kahramanlarına özeniyorlar ya da Osmanlı Tarihi’nin geçmiş günlerine dönüyorlar yahut işte ümmetçi oluyorlar. Bunlar sadece birkaç kişin birkaç öncünün birkaç vatanseverin gayretiyle düzelecek bir şey değil bu bir devlet sorunu onun için devleti yönetenlerin bu olaya çok ciddi yaklaşmaları çok derin düşünmeleri ve çok ciddi çözüm yolları bulmaları şart. Bu gidiş Türkiye’nin hayrına değildir.
3. AB’den birisi geliyor Atatürk’ün resimleri duvarlardan indirilmeli diyor, bu ve bunun gibi Atatürk karşıtı yaklaşımlara nasıl tepkiler verilmeli?
Biz milli refleksi zayıflamış bir toplum olduk çünkü milli bilincimiz zayıflatıldı işte ister hainlik deyin ister gaflet değin ama durum böyle oldu. Bu toplumun kendini bilmez adamlara gerekli tepkiyi göstermiş olması gerekirdi, göstermedik. Onlar da göstermemizin nedenini bir koyun sürüsü olmamıza bağlıyorlarsa bunu öyle yorumluyorlarsa yanılıyorlar. Şimdi Türklerin çok konuşması da tehlikelidir, derin sessizlik içinde olmaları da tehlikelidir Avrupa bunun her ikisini de bilir. Onun için Duff diye yazılıp “Daf” diye okunan adamın Atatürk’ün resmini indirilmesinin istemesini onun atası Lord George’nin yolunu izlediğini gösteriyor.
4. Geçmişte solcu olarak nitelendirebileceğimiz birçok kişi “Ulusallığa” yöneldi ve vatanları için sağ-sol demeden birlikte hareket edilmeye başlandı en azından böyle bir görüntü var. Sizce gerçekten ülke çıkarları için siyasi görüşler ikinci plana atılmaya başlandı mı?
Atılması lazım, 1. Büyük Millet Meclisi ki çok yiğit, çok vatansever bir meclistir. Resimlerine bakın üçte biri sarılıklı, üçte biri fesli, üçte biri kalpaklı bunlar aralarında ki dünya görüşünde ki ayrıntılarda kavgalarını sürdürdüler ama temel anlaşmazlıklarının hepsini ertelediler. Şimdi Türkiye yine aynı köprüden geçiyor, aynı kritik geçişteyiz onun için genel olarak böyle incir çekirdeğini doldurmaz uydurma birtakım sorunların içerisinde bulunduğumuzu görüyorum, gündemimizi Türkiye’nin ciddi sorunları doldurmuyor, uyduruk şeyler dolduruyor. Şimdi biz birtakım siyasi anlaşmazlıkları erteleyip AB’ye karşı bir, globalliğe karşı iki kenetlenmek zorundayız.
5. Gençlere Kuvay-ı Milliye ile ilgili bilgi edinmeleri için önerebileceğiniz kaynaklar var mı?
Ben kitabımı bunlarla ilgili kitaplardan, bir de kendi topladığım anılardan oluşturdum. Tabi ki var; Kuvay-i Milliye’nin kuruluşu hakkında Dr. Alev Coşkun’un kitabı, Türk Devrim Tarihi’yle ilgili olarak Şerafettin Tura’nın kitabı, o zaman ki İstanbul Hükümetleri’nin tartışılan durumu hakkında ki gerçekleri açıklayan Şina Akşin’in Mütareke Dönemi ve İstanbul Hükümetleri kitabı gibi kitapları öneriyorum. Bunların dışında özellikle “Sevr Anlaşması’nı” mutlaka okumaları gerektiğini söylüyorum. Bulamazlarsa benden istesinler, bunu okumadan olmaz. Şimdi bizim hakkımızda konuşanların ne dediğini iyi, doğru, sağlıklı, akıllı şekilde deşifre etmek istiyorsak Sevr Anlaşması’nı bilmek zorundayız. Aynı ağız.
6. Türk Silahlı Kuvvetleri, 29 Ekim dolayısı ile Kurtuluş Savaşı’na ait bazı görüntüleri arşivinden çıkardı ve halka sundu. Bu güne kadar birçok gerçek olay bize destanımsı biçimde anlatıldığından, anlatılanlar çocuklara bir süre sonra masalmış gibi gelmeye başlıyor… Örneğin çocuğunun üzerindeki örtüyü alıp merminin üzerine örten “Kahraman Türk Kadını” Elif bacı vb. kahramanlıların yer aldığı; insanları daldıkları uykudan uyandırabilecek bu görüntüler bu güne kadar neden gün ışığına çıkarılmadı?
Bilemiyorum onu ilgililere sormanız gerekebilir ama biz 30–40 yıldır gençlerimize anlatmıyoruz ki Milli Mücadele’yi yani bunu anlatmamakla çok büyük bir hata işlediğimizi şimdi görüyoruz. Milli duygusu, milli duruşu olmayan bir topluluk -bu ister sol bir topluluk olsun ister sağ bir topluluk olsun- kara, kuru kalabalık olur. Orda ki milli duruş dediğimiz şey milli bilinçtir yani vatanseverliğin özüdür. Bir toplulukta bu yoksa o topluluk yığın bile olamaz. İşte o tarz toplulukları çok kolay bir şekilde sömürgeleştiriyorlar, çok kolayca kullanıyorlar, kolayca tetikçi gibi kullanıyorlar, birtakım güçler geliyor bu insanları alıyor ta geçmişe götürüyor yahut birtakım maceralara sürüklüyor, parçalıyor, istediği gibi kullanıyor, ucuz işçi gibi kullanıyor, çok kolay pazar gibi kullanıyor, oraları bir sıçrama tahtası gibi kullanıyor. Yani bütün bunlara karşı bilinçli olmanın yolu o milli duruş, mili tarih bilinci; o olmadan olmaz, tarih bilmeden hiçbir şey yapılmaz.
7. Türk Kadını’nın kahramanlığından bahsetmişken bize “Türk Kadını’nın” Çanakkale Savaşı’nda ki yerinden bahseder misiniz?
Bizim hiçbir belgemizde Çanakkale Savaşı’na Türk kadınlarının katıldığıyla ilgili bir kayıt yok ama Prof. Dr. Mete Tunçoğlu Avustralyalı ve Yeni Zelandalı savaşçıların ailelerine yazdığı mektuplarda nişancı Türk kadınlarından, kızlarından bahsedildiğini bize duyurdu. Şimdi bunu çok ciddi araştırmak lazım, bu çok önemli bir şey; niye biz bunu kendi kaynaklarımızda görüp, bunları gün ışığına çıkartmadık. Sahiden bu doğru mu değil mi yani Avustralyalılar, Yeni Zelandalılar herhalde hayal görmüyorlardı çünkü somut şeyler anlatıyorlar mektuplarında ama 3 tane 5 tane 10 tane Türk kadını oralara katılmış olabilir bu Milli Mücadele’deki o büyük katılımın işte ilk adımları olarak değerlendirilebilir. Üstelik o kadınlara nişancı deniyor, sonra bunlar çeteler oldular, yaya çete oldular, süvari oldular yalnız çete olarak kalmadılar yalnız şehit vermediler; cephe gerisinde inanılmaz büyük destanlar yarattılar bakınız 100.000 kişilik bir ordunun arkasında 100.000 kişilik bir de ikmal ordusu gerekiyor. İşte bunların yarıdan çoğu kadınlarımızdı. Kadınları Kurtuluş Savaşı’ndan siliniz geride zafer kalır mı çok şüpheli.
8. Kurtuluş Savaşının niteliği nedir? Neden Kurtuluş Savaşı bugüne kadar bize sadece düşmana karşı verilmiş bir mücadele olarak anlatıldı, neden “emperyalizme” karşı bir başkaldırı olduğu da söylenmedi?
Türkiye’de Atatürk’ten sonraki iktidarların liderlerinin büyük bir bölümü kendilerini Atatürk’ten daha akıllı, daha bilgili, daha vatansever zannettiler, yeni kurtuluş yolları aramaya çalıştılar işte bugüne geldik onarlın sayesinde. Bir dönemde emperyalizm solcuların kullandırdığı bir terimdir zannıyla yasaklandı hatta bir ara Demokrat Parti iktidara geldiği zaman zuhuri danışman adlı bir tarihçi Lozan’ı, İnönü Savaşları’nı da çıkartmıştı Demokrat Partililere yaranabilmek için öyle bir sahte tarih yaratmıştı. O dönemler geçti gitti şimdi doğruları söylemek zamanı. Emperyalizm değil yalnız, Milli Mücadele’nin niteliğinin bir tanesi de İstanbul yönetiminin işbirlikçi tavrına karşı “milli ihtilal” niteliği taşıması var, bu ikisi de uzun bir müddet anlatılmadı onun yüzünden de çocuklarımız kendi kahramanlarını bilmedikleri için yabancı kahramanlara taptılar uzun bir süre. Odalarını onların posterleri süsledi, şimdi yavaş yavaş Türkiye yeni baştan kendine gelmekte. Siz gençler kendi kahramanlarınızı artık bulup çıkartmak durumundasınız, biz anlatmaksak bile siz bunu araştırmak zorundasınız çünkü çok büyük bir destanın var olduğunu artık gördünüz. Bunun örtüsünü kaldırmak, bunun ayrıntılarına girmek mesela siz Mersin’de okuyorsunuz Çukurova ve çevresiyle, Antep’le, Maraş’la, Mersin’le ilgili binlerce olay var; bunlarla ilgili de çok güzel açıklamalar ve saygı duyulacak birçok kahramanımız var kadınlı erkekli. Biz sizden artık bu ayrıntılara inmenizi bekliyoruz desek çok mu olur?
9. 30 Ağustos’a ve Kurtuluş Mücadelesine dünyanın bakış açısı nedir?
O zamanki değimle söyleyelim mazlum milletler yani emperyalistlerin sömürdüğü milletler Mustafa Kemal’i “doğunun serdarı”, “doğunun kahramanı”, öncüsü olarak kutsadılar, ona çok önem verdiler, Türk milletine saygıyla baktılar. Mesela Hintli Müslümanlar -sonradan Pakistan’ı kuranlardır- bunlar para yardımı da yaptılar, manevi desteklerini de verdiler, Londra’ya gerekli baskıları da yaptılar; her yerde bu tâ Fas’tan Arabistan’a Suriye’ye kadar işte İran’dan ta Filipinlere kadar pek çok yerde Tük Milli Mücadele’si çok büyük bir hayranlıkla, saygıyla ve sonu iyi olsun diye herhalde çok büyük dualarla izlenmiştir. Bununla ilgili sempozyumlara katılan Tunuslunlar, Cezayirliler, Mısırlılar, Pakistanlılar var; söyledikleri insanın gözlerini yaşartıyor. O insanların, o tarihte Türk Milli Mücadelesi’ni nasıl izlediklerini yeni baştan hatırlamamızda fayda var. Bunlarda ki bütün iyiye doğru gidişin arkasında Türk Milli Mücadele’sinin ruhu yatıyor.
bu röportaj alıntıdır…

Okuma Listeme Ekle Bu yazı 27 Temmuz 2009 tarihinde Kitapkolik.Net tarafından Röportajlar kategorisi altına yazılmış ve defa okunmuş.


(Puan Verilmemiş)



2 Yorum yapılmış...
şu çılgın türkler romanında anlatılen dönemde ,kişilerin milli mücadeleye bakış açıları nedir?
romanın anlattığı dönemin toplumsal ve ekonomik şartları nelerdir_